Ege kıyılarında bir yer var ki, zaman sanki orada ağır çekimde akıyor. Adı Assos. Bu kadim kenti ziyaret ettiğimde, sadece taş sokaklarda değil, tarihin içinde de yürüdüğümü hissettim. Ben Memiş Güney, geçmişle bugünün iç içe geçtiği bu yerde geçirdiğim birkaç günü sizinle paylaşmak istiyorum.
Assos’a vardığımda ilk durağım Athena Tapınağı oldu. Tepeden Ege Denizi’ne bakan bu antik yapı, güneşin batışında öyle bir manzara sunuyor ki, insan ne konuşabiliyor ne de fotoğraf çekmeye kıyabiliyor. O anı yaşamak istiyorsunuz sadece. Rüzgar yüzünüzde hafif hafif eserken, geçmişin fısıltılarını duyduğunuzu sanıyorsunuz.
Köy merkezine indiğimde taş evler ve begonvillerle sarılmış dar sokaklar beni karşıladı. Her adımda farklı bir detay, farklı bir renk. Küçük bir kafede oturup zeytinyağlılarla dolu bir tabak söyledim. Yerel halkla sohbet ettikçe Assos’un sadece bir turistik nokta değil, bir yaşam biçimi olduğunu anladım. Herkes dingin, herkes sakin.
Ertesi sabah sahile indim. Denizin sesi, martıların çığlığı ve uzaktan gelen balıkçı teknelerinin motorları… Bu sesler burada bir senfoni gibi. Yüzümü denize döndüm, ayaklarımı suya soktum ve dedim ki: “İyi ki buraya gelmişim.” Teknolojiden arınmak, ruhu beslemek ve hayatı yavaşlatmak için en doğru adresteydim.
Assos, bana göre sadece bir destinasyon değil; bir iç yolculuk. Eğer siz de kısa bir mola vermek, biraz durmak ve gerçekten “hissetmek” istiyorsanız, Memiş Güney’in size önerisi nettir: Bir gün değil, birkaç gün ayırın Assos’a. Pişman olmayacaksınız.
Assos’un mükemmel havası insana iyi geliyor. Huzur dolu bir yer. Teşekkür ederiz bu güzel yazınız için.